top of page

Parfümör Koray Sevinç ile Röportaj: Kokuya Dönüşen Hafıza

11 Ağu
4 dakikada okunur

Parfümör Koray Sevinç & Dr.Rana Babaç Çelebi

Bir parfümörün günü, çoğumuzun sandığı gibi bir formülle değil; sessizlikle başlıyor. MG International Fragrance Company Parfümörü Koray Sevinç ile hafızanın, coğrafyanın ve sabrın bir kompozisyona nasıl dönüştüğünü konuştuk.


Parfümörlük, dışarıdan bakıldığında bir kimya disiplini gibi görünür. Oysa bu mesleğin içindekiler bilir ki asıl mesele, ölçülebilir olanla hissedilebilir olanı aynı şişede buluşturmaktır. Koray Sevinç, Anadolu'nun koku kimliği üzerine düşünen, bir hammaddenin ardındaki iklimi okuyabilen ve "iyi bir parfümör önce kokuları aramaz" diyebilecek kadar bu işi içselleştirmiş bir isim.


Kendisiyle sabah ritüellerinden çocukluk hafızasına, doğanın öğreticiliğinden henüz şişelenmemiş bir hayale uzanan uzun bir sohbet gerçekleştirdik.


Güne başladığınızda burnunuzu ve zihninizi dış dünyanın kokularına nasıl açarsınız? Size ait küçük ritüeller var mı?


Sabah ilk yaptığım şey parfüm sıkmak değil, kokusuz kalmaya çalışmaktır. Burnun kendi referans noktasını korumasını önemsiyorum. Pencereyi açıp havayı koklarım; yağmur yağmış mı, asfalt ısınmış mı, biri kahve mi demliyor… Bunlar günün ilk notalarıdır. Laboratuvara girdiğimde ise birkaç dakika hiçbir şeye dokunmadan yalnızca ortamı dinler gibi koklarım. Bence iyi bir parfümör önce kokuları aramaz; onların kendisine gelmesine izin verir.


Koku hafızanızdaki en eski sahne nedir? Bugünkü parfümörlüğünüzde hâlâ onun izine rastlıyor musunuz?


Çocukluğumdan kalan en güçlü koku sahnelerinden biri, yaz sıcağında ısınmış toprakla incir yaprağının birlikte verdiği kokudur. O kokunun içinde hem güneş hem gölge vardı. Bugün hâlâ yeşil, sütlü ve hafif mineral nüansları seviyorsam bunun nedeni büyük ihtimalle o ilk hafızadır. Çoğu zaman bir parfüm tasarlarken aslında yeni bir şey icat etmiyor, eski bir duygunun peşinden gidiyorum.


Parfümörlük sizin için daha çok hatırlama, gözlemleme, tercüme etme işi mi; yoksa unutmayı ve yeni bir dünya kurmayı mı gerektiriyor?


Hepsinden biraz var ama bu işi en çok tercümeye benzetiyorum. Çünkü doğadaki hiçbir kokuyu olduğu gibi şişeye koyamıyoruz. Hafızadaki bir anı, bir manzarayı ya da bir duyguyu moleküllerin diline çevirmeye çalışıyoruz. Parfümörlük benim için görünmeyeni görünür değil, kokulanabilir hâle getirme sanatıdır.


"Parfümörlük benim için görünmeyeni görünür değil, kokulanabilir hâle getirme sanatıdır."

Formül oluşturmaya başlamadan önce zihninizde bir görüntü, doku, renk veya mekân belirir mi?


Neredeyse her zaman. Bazen bir ışık, bazen bir kumaş dokusu, bazen de günün belli bir saati… Formül benim için moleküllerle başlamıyor. Önce atmosfer oluşuyor. Hammaddeler daha sonra o atmosferin oyuncuları hâline geliyor.


Gündelik hayatta karşılaştığınız bir kokuyu laboratuvara taşıdığınızda onu birebir yeniden üretmeye mi, yoksa sizde bıraktığı hissi tercüme etmeye mi çalışırsınız?


Birebir yeniden üretmeye çalışmak çoğu zaman mümkün de değil, gerekli de değil. İnsan hafızası kokunun kimyasal analizini değil, duygusal izini saklıyor. Bu yüzden ben kokunun kendisini değil, bıraktığı hissi yeniden kurmaya çalışıyorum. Başarılı bir parfüm, gerçeğin kopyası değil; onun hafızadaki yankısıdır.



Sizi kokusundan ziyade yaşam biçimiyle etkileyen bir bitki var mı?


İncir ağacı. Sadece kokusu için değil; aynı anda hem dayanıklı hem cömert olduğu için. Gölgesiyle serinlik sunar, en zor topraklarda bile yaşamayı başarır. Bana göre bazı bitkilerin karakteri, kokularından daha öğreticidir.


Doğada yan yana bulunan notalar, bir parfüm formülünde de doğal bir uyum gösterir mi; yoksa parfümör bazen doğanın ilişkilerini yeniden yazmak zorunda mı kalır?


Doğa mükemmel bir öğretmendir ama her zaman iyi bir parfümör değildir. Doğada birlikte büyüyen iki bitki formülde birbirini bastırabilir. Doğada hiç karşılaşmayacak iki hammadde ise laboratuvarda olağanüstü bir uyum yakalayabilir. Parfümörlük biraz da doğanın yazdığı cümleleri yeniden düzenleme cesaretidir.


Bir hammaddenin kökenini bilmeden onu kokladığınızda, yetiştiği coğrafyaya dair ipuçları yakalayabilir misiniz?


Bazen evet. İklim, güneş süresi, toprak yapısı ve hasat zamanı hammaddenin karakterini değiştirir. Elbette kesin bir coğrafya belirtmek mümkün değildir ama sıcak, kurak ya da nemli bir iklimin izleri çoğu zaman hissedilir. Deneyim arttıkça bu ipuçlarını okumak kolaylaşır.


Size göre Anadolu'nun kokusal kimliğini klişelere başvurmadan hangi bitkiler, reçineler, topraklar veya atmosferler üzerinden anlatabiliriz?


Anadolu yalnızca gül ya da lavantadan ibaret değil. Yaz sonunda güneşte kuruyan otlar, incir yaprağı, meşe, laden, yabani kekik, ardıç, çam reçinesi, tuzlu kıyı rüzgârı, taş duvarların sıcaklığı ve ilk yağmurdan sonra yükselen toprak kokusu bana Anadolu'yu çok daha iyi anlatıyor. Bence Anadolu'nun gerçek kokusu tek bir bitkide değil; iklimlerin ve coğrafyaların kesişiminde saklı.


"Anadolu'nun gerçek kokusu tek bir bitkide değil; iklimlerin ve coğrafyaların kesişiminde saklı."

Bir parfümü tasarlarken önce hikâye mi ortaya çıkar, yoksa hammaddeler kendi hikâyelerini zaman içinde mi kurar?


Bazen hikâye önce gelir, bazen tek bir hammadde bütün hikâyeyi değiştirir. En sevdiğim süreç ise ikisinin birbirini dönüştürdüğü süreçtir. Çünkü iyi bir formül, başlangıçta planladığınız yerden farklı bir yere gitme cesaretini gösterir.


Hayatınızın bu dönemini bir parfüme dönüştürseniz, kompozisyonda hangi üç duygu bulunurdu?


Merak, sabır ve umut. Merak beni yeni kokuların peşinden götürüyor. Sabır, iyi bir formülün en önemli hammaddesi. Umut ise her yeni denemede bir önceki formülden daha güzelini yapabileceğime inanmamı sağlıyor.


Henüz şişelemediğiniz ama zihninizde uzun zamandır yaşayan bir koku var mı?


Evet. Gün doğumundan hemen önce dağlarda hissedilen o sessiz, serin hava… Islak taşların, yabani otların ve henüz güneşi görmemiş yaprakların kokusu. Çok şeffaf ama derin; çok sakin ama unutulmayan bir kompozisyon. Belki bir gün onu tam anlamıyla yakalayabilirim. Sanırım her parfümörün, ömür boyu peşinden koştuğu, ulaşılması zor böyle bir kokusu vardır.


Bu sohbetin sonunda geriye kalan, teknik bir mesleğin anlatımından çok bir bakış biçimi oldu. Koray Sevinç'in anlattığı parfümörlük; aceleci değil, sabırlı. İddialı değil, dikkatli. Doğaya hükmeden değil, onu dinleyen bir zanaat.


Belki de bu mesleği asıl kıymetli kılan, ulaşılan formüller değil; hâlâ peşinden koşulan o tek koku.


Yorumlar


Üyesi olduğumuz kurumlar... | We are a member of...
Atelier Aromaterapi İTO üyesidir
Atelier Aromaterapi Independent Woman Directors üyesidir
Atelier Aromaterapi NAHA üyesidir
Atelier Aromaterapi AROMADER üyesidir
  • Parfüm Rotaları
  • Parfüm Rotaları
  • Parfüm Rotaları
  • Parfüm Rotaları
 © 2026 Parfüm Rotaları. 
Bütün hakları saklıdır.
Atelier Aromaterapi Hayvan Dostu Bir Şirkettir
bottom of page