17. Yüzyıla Ait Parfüm Defterinden: “Annemin Kokulu Suyu”
Güncelleme tarihi: 11 Eyl

Bu kez sizi 17. yüzyıl Hollanda’sına götüreceğim. Eski bir tarif defterinin sayfaları arasına karalanmış çiçek ve baharat isimleri, bizi kokunun en mahrem konularından biriyle buluşturuyor: Kaybettiğimiz bir sevdiğimizden geriye nasıl bir koku kalır?
Bir insanı kokusuyla hatırlamak üzerine düşündüğümde aklıma önce parfüm şişeleri gelmiyor. Bir evin kapısından içeri girdiğimiz anı düşünüyorum. Koridorda asılı bir paltoyu, temiz çarşafları, mutfaktan odalara yayılan belli belirsiz bir aromatik kokuları…
Birlikte geçirilen zamanın, farkına varmadan hafızaya yerleşen kokusunu.
Belki de bu yüzden, Constantijn Huygens’in tarif defterinden yeniden hayat bulan kokunun hikâyesi beni birkaç bitkinin ve baharatın çok ötesine götürüyor.
1596–1687 yılları arasında yaşayan Hollandalı şair, müzisyen ve devlet görevlisi Huygens, aynı zamanda amatör bir parfüm meraklısı. Yaklaşık 150 tarif içeren defterindeki formüllerden biri, “Rieckend water van mijn moeder” adını taşıyor: “Annemin kokulu suyu.” De Jonge Akademie ve Huygens ING/NL Lab araştırmacıları bu tarifi yeniden oluşturmuş. Çalışmanın Nisan 2022’de yayımlanan anlatımında, Huygens’in kokuyu annesinin ölümünden sonra onun hatırasını yaşatmak amacıyla hazırlamış olabileceği belirtiliyor. Bu, araştırmacıların yorumu; kesinleşmiş bir bilgi değil. Leiden Üniversitesi
Yine de o ihtimalin kendisi bile durup düşünmeye yetiyor. Bir insanın, özlediği birini yeniden yakınında hissetmek için bir kokuya başvurması… Aradan yüzyıllar geçmesine rağmen ne kadar tanıdık bir arzu.
Tarifte gül, lavanta, kekik, mercanköşk, karanfil ve tarçın yer alıyor. Araştırmacıların çiçeksi ve baharatlı olarak tarif ettiği karışım, evin içine serpilmek üzere hazırlanmış bir kokulu su. Araştırma ekibinin rekonstrüksiyonundan hareketle Givaudan parfümörü Mary Pierre Julien de kokuyu yeniden yorumlamış. Leiden Üniversitesi
İçerik listesini okurken zihnimde bir oda beliriyor. Gülün çevresinde aromatik otlar, onlara eşlik eden baharatların sıcaklığı… Bu kokuyu henüz koklamadım; dolayısıyla açılışını, tende gelişimini ya da bıraktığı izi anlatamam. Ama malzemelerinin çağrıştırdığı dünyayı hayal edebiliyorum. Üstelik kokunun bir odaya yayılmak üzere hazırlanmış olması, hikâyeyi benim için daha da anlamlı kılıyor.
Çünkü birini hatırlarken onun yaşadığı mekânı da hatırlıyoruz. Oturduğu koltuğu, penceresinden gelen ışığı, dolabını açtığında odaya karışan havayı. İnsanla evin kokusu birbirine öylesine karışıyor ki yıllar sonra hangisini özlediğimizi ayırmak güçleşiyor. Belki de özlenen, bütün bu ayrıntıların içinde onunla birlikte var olma hâli.
Eski bir kokunun yeniden hazırlanmasında beni etkileyen başka bir taraf da var. Tarihle aramızdaki mesafeyi alışılmadık bir yerden kısaltıyor. Bir portreye bakarken karşımızdaki yüzü inceliyoruz. Bir mektubu okurken kelimelerini takip ediyoruz. Bir koku söz konusu olduğunda ise kendi hatıralarımız da o karşılaşmaya katılıyor.
Elbette bugün yeniden kurulan bir formül, geçmişteki bir odanın bütün havasını geri getiremez. O odanın ahşabı, mevsimi, açık penceresi, içinde yaşayan insanların gündelik alışkanlıkları eksik kalır. Yine de bir tarif, hayal gücümüze tutunacak somut bir ayrıntı verir: gül, lavanta, tarçın… Uzak bir hayatın içinden tanıdığımız birkaç şey.
Parfümleri konuşurken kalıcılıklarını sık sık saatlerle ölçüyoruz. Bu hikâye bana başka bir süreyi düşündürüyor: Bir kokunun, onu taşıyan insanla birlikte hafızamızda geçirdiği yılları.
Eski bir defter ve içerisinde yazılı birkaç kelimeden oluşan bir parfüm ismi: “Annemin kokulu suyu.”
Kendi kendime sormadan edemedim: Sevdiğim bir insanı bir kokuda saklayabilseydim, içine neler koyardım?




Yorumlar