Antik Çağ'ın Ünlü Parfüm Formüllerini Ararken: Beklenmedik Bir İlaç Keşfi

Yaklaşık 2.000 yıllık bir Roma cam şişesinde, Antik Çağ'ın ünlü bir parfüm reçetesinin izlerini bulmayı umuyorduk. Karşımıza çıkan ise Galen'in tıp metinlerinde tarif edilen, insan dışkısı ve aromatik bitkiler içeren bir tedavi geleneğinin kimyasal izleri oldu. Journal of Archaeological Science: Reports dergisinde yayımlanan araştırmamız, dünya gündemine taşındı.
Parfüm tarihini araştırırken en çok merak ettiğim şeylerden bir tanesi de, Antik Çağ metinlerde tarif edilen reçetelerin gerçekte nasıl koktuğu oldu hep. Yüzyıllar öncesinden günümüze ulaşan reçeteler, kullanılan hammaddeler ve üretim yöntemleri, ait oldukları dönemin kokuları hakkında çok şey anlatıyor elbette. Ancak bir metinde yazılanların gerçekten uygulanıp uygulanmadığını, hele ki ortaya çıkan ürünün nasıl koktuğunu anlamak gerçekten çok zor. Çünkü kokular geçici. Onları taşıyan kaplar ise bazen binlerce yıl boyunca varlıklarını sürdürebiliyor.
Arkeolog Prof. Dr. Cenker Atila, Bergama Arkeoloji Müzesi koleksiyonundaki Roma dönemine ait cam unguentariumlar üzerinde çalışabileceğimizden söz ettiğinde, benim için son derece heyecan verici bir araştırmanın kapısı açıldı. Bu küçük, uzun boyunlu cam kaplar genellikle parfüm, kokulu yağ veya merhem şişeleri olarak tanımlanıyordu. Üstelik bazıları içlerinde antik dönemden kalma organik tortular barındırıyordu.
Başlangıçtaki niyetimiz oldukça açıktı: Bir antik parfüm formülünün kimyasal izlerine ulaşmak.
Araştırmaya kimyasal analizleri gerçekleştirecek olan arkadaşım Doç. Dr. İlker Demirbolat'ın da katılmasıyla arkeoloji, analitik kimya ve tıp tarihini bir araya getiren disiplinlerarası çalışmamız şekillendi.
Antik Çağ cam parfüm şişelerinin peşinde
Bergama Arkeoloji Müzesi'nin deposuna girişimizi bugün bile çok iyi hatırlıyorum...
Bir polis memurunun eşliğinde, büyük bir banka kasasını andıran ağır bir kapının mühürünü kırdıktan sonra koleksiyonun saklandığı odaya girdik. Çekmeceleri açıp yaklaşık iki bin yıllık cam şişeleri tek tek incelemek, yalnızca bilimsel değil, kişisel olarak da son derece etkileyici bir deneyimdi.
Bu şişelerden bazıları olağanüstü güzellikte ve çok iyi korunmuştu. Bazılarının içinde ise hâlâ gözle görülebilir kalıntılar bulunuyordu.
Dokuz şişeden örnek aldık. Camların kırılganlığı nedeniyle son derece dikkatli çalışmamız gerekiyordu. Binlerce yıl ayakta kalmış bir nesneye zarar vermeden, onun içinde saklı olabilecek bilgiyi ortaya çıkarmaya çalışıyorduk.
O sırada aklımızdaki soru şuydu: Ya bu tortular bize gerçekten okuduğumuz, bildiğimiz bir parfüm formülü verirse?
Beklediğimiz parfüm değildi
İlker Demirbolat'ın laboratuvarda gerçekleştirdiği gaz kromatografisi ve kütle spektrometrisi analizleri, çoğu örnekte dikkat çekici bir sonuca ulaşamadık.
Ancak 4027 envanter numaralı, MS 2. yüzyıla tarihlenen bir cam unguentarium bizi en kibar ifadesiyle şaşırttı.
Analizlerde koprostanol ve 24-etilkoprostanol adı verilen iki önemli fekal biyobelirteç tespit edilmişti. Bu bileşiklerin birbirine oranı, kalıntının insan kaynaklı dışkıyla uyumlu olduğunu gösteriyordu.
Aynı örnekte bir de karvakrol vardı. Kekik ve mercanköşk gibi aromatik bitkilerde bulunan bu bileşik, araştırmayı benim açımdan bambaşka bir noktaya taşıdı.
Çünkü tıp tarihi kaynaklarından çok iyi bildiğimiz bir uygulamayla karşı karşıyaydık.
Antik hekimler insan ve hayvan dışkısını çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılabilecek maddeler arasında saymıştı. Hipokrat, Dioskorides, Yaşlı Plinius ve Galen'in eserlerinde bu uygulamaların örneklerine rastlıyoruz. Daha da ilginci, bu tür maddelerin hoş olmayan kokularını bastırmak amacıyla aromatik bitkiler, şarap veya sirkeyle karıştırılmalarının da tarif edilmiş olmasıydı.
Başlangıçta bir parfüm formülü arıyorduk. Elimizdeki kimyasal bulgular ise antik tıp metinlerinde karşılaştığımız, insan dışkısı ve aromatik maddelerin bir arada kullanıldığı preparatlarla örtüşüyordu.
Benim için anlatması zor bir heyecandı. Yıllardır yazılı kaynaklarda okuduğum bir uygulamanın olası maddi karşılığı, iki bin yıllık bir cam şişenin içinden çıkmıştı.
Galen'in yaşadığı şehirde
Bulgunun Bergama ile ilişkisi ayrıca önemliydi.
Antik Pergamon, Roma İmparatorluğu'nun önde gelen tıp merkezlerinden biriydi. MS 129 yılında burada doğan Galen, antik tıbbın en etkili hekimlerinden biri olarak sonraki yüzyılların tıp düşüncesini derinden şekillendirdi.
Çalıştığımız cam şişenin tarihlendirildiği dönem, Galen'in yaşadığı yüzyılla örtüşüyordu.
Galen, eserlerinde dışkı içeren tedavilere defalarca yer vermişti. Bu maddelerin kullanımı kadar, hastaların onları kabul etmesini sağlayacak yöntemler de antik hekimlerin ilgilendiği konulardandı.
Bizim örneğimizde fekal biyobelirteçlerle aromatik bir bileşiğin birlikte bulunması, bu yazılı tariflerle dikkat çekici bir paralellik gösteriyordu.
Elbette kimyasal analiz bize şişedeki preparatın kim tarafından hazırlandığını, hangi hastalığın tedavisinde kullanıldığını veya gerçekten bir hastaya uygulanıp uygulanmadığını söyleyemez. Karvakrolün tam olarak hangi bitkiden geldiğini de kesin biçimde belirleyemiyoruz.
Ancak bulgularımız, Greko-Romen tıp metinlerinde tarif edilen bu sıra dışı uygulamaların maddi karşılıklarına ilişkin bugüne kadar elde edilmiş en önemli kimyasal kanıtlardan birini sunuyor.
Antik tıpta kokunun başka bir görevi
Bu araştırmanın benim için asıl ilginç tarafı, insan dışkısının tıbbi amaçla kullanılmış olmasından çok, kokunun tedavi sürecindeki işleviydi.
Bugün güzel kokuyu çoğunlukla kişisel bakım, estetik veya haz ile ilişkilendiriyoruz. Oysa tarih boyunca aromatik maddelerin çok daha geniş kullanım alanları vardı.
Bir koku, dinî bir ritüelin parçası olabildiği gibi tıbbi bir preparatın bileşeni de olabiliyordu. Bazen tedavi edici olduğu düşünülüyor, bazen kötü kokuları bastırmak, bazen de hastanın bir ilacı kabul etmesini kolaylaştırmak için kullanılıyordu.
Dolayısıyla bu araştırmada karşımıza çıkan aromatik bileşik, yalnızca formülün olası bitkisel içeriğine dair bir ipucu değildi. Aynı zamanda antik tıbbın hastanın duyusal deneyimini nasıl yönettiğini anlamamız açısından da anlam taşıyordu.
Bana göre antik parfümerinin tarihi tam da bu yüzden yalnızca güzel kokuların tarihi olarak yazılamaz. Çünkü o gün kozmetik, eczacılık, ritüel ve tıp arasındaki sınırlar, bugün düşündüğümüzden çok daha geçirgendi.
Bir bilimsel araştırmadan uluslararası habere
Cenker Atila ve İlker Demirbolat ile gerçekleştirdiğimiz araştırma, 2026 yılında Journal of Archaeological Science: Reports dergisinde “Feces, Fragrance and Medicine: Chemical Evidence of Ancient Therapeutics in a Roman Unguentarium” başlığıyla yayımlandı.
Arkeolojik bir nesnenin kimyasal analizini antik tıp metinleriyle birlikte değerlendiren bu çalışma, bilimsel bulguların disiplinlerarası araştırmalarda nasıl anlam kazandığını gösteren örneklerden biri oldu.
Araştırmamızın CNN, BBC, National Geographic, Telegraph, Daily News, New York Post ve daha pek çok uluslararası mecra tarafından haberleştirilmesiyle hikâyenin çok geniş bir dinleyici kitlesine ulaşması da ayrıca sevindiriciydi.
Hatta bu mecraların bazılarına başlangıçta antik bir parfüm formülünü yeniden hazırlayarak insanların koklayabileceği, belki tadabileceği bir deneyim tasarlamayı hayal ettiğimizi anlattım.
Ne var ki ortaya çıkan formül, böylesi bir etkinlik için pek uygun değildi.
Bazen araştırma sizi tam olarak aradığınız yere götürmüyor. Ama hiç beklemediğiniz bir soruya yanıt verebiliyor.
Bir cam şişenin değiştirdiği soru
Bu çalışmanın ardından unguentariumlara artık biraz daha farklı bakıyorum.
Arkeoloji müzelerinde çoğunlukla parfüm veya kozmetik kabı olarak tanıtılan bu küçük cam şişelerin bir kısmı, çok daha farklı maddeleri taşımış olabilir.
İçlerinde yalnızca güzel kokulu yağlar değil, tıbbi preparatlar ve bugün bize oldukça sıra dışı gelen karışımlar da bulunmuş olabilir.
Bu da antik nesneleri yalnızca biçimlerine veya geleneksel sınıflandırmalarına dayanarak yorumlamanın sınırlarını hatırlatıyor.
Bir tarihçi olarak benim için araştırmanın en değerli sonucu, yazılı kaynaklarla maddi kanıtın bir araya geldiği o an oldu...
Bir arkeoloğun koruduğu nesne, bir kimyacının ortaya çıkardığı moleküller ve bir tıp tarihçisinin okuduğu metinler birbirini tamamladığında, geçmişe ilişkin bildiklerimiz değişebiliyor.
Bir parfüm formülü bulmak için yola çıkmıştık. Onun yerine, antik tıbbın kokuya yüklediği beklenmedik bir işlevin izlerine ulaştık.
Belki bir sonraki cam şişede gerçekten güzel kokulu, yeniden yorumlayabileceğimiz bir parfüm formülü buluruz. Ama şimdilik, iki bin yıl önce bir hekimin neden kekiğe ihtiyaç duymuş olabileceğini biraz daha iyi anlıyoruz.
Bilimsel yayın: Cenker Atila, İlker Demirbolat & Rana Babaç Çelebi (2026). Feces, Fragrance and Medicine: Chemical Evidence of Ancient Therapeutics in a Roman Unguentarium. Journal of Archaeological Science: Reports, 70, 105589. https://doi.org/10.1016/j.jasrep.2026.105589
Uluslararası basın linkleri: https://www.parfumrotalari.com/antikcagparfumleri




Yorumlar